Dünyada ve Türkiye’de intihar girişimleri ve ölümleri gün geçtikçe artıyor. Araştırmacılar, bu artışın ekonomik kriz süreçlerinde büyük oranda geliştiğini söylüyorlar. Bir süredir bütün ülkelerin ilk sıralardaki gündemini oluşturduğu için; kapitalist sistemin yol açtığı ekonomik problemlerin, birey ve toplumu, fiziki intihara hangi aşamalarla ve ne düzeyde sürüklediğini, konu üzerine yapılan akademik araştırma ve tespitleri de kullanarak ele almaya çalışacağız.
Kapitalist sistemin kendisini yenileyemediği ve öngörüleriyle çeliştiği zamanlarda; ekonomik krizlerin başlangıç sinyallerini alırız. Kapitalist sistem başlı başına bir „kriz“ olsa da, zorunlu koşullara göre yer yer büyür ve küçülür. Ancak bazı çözüm yöntemleriyle birlikte kapitalizm; kendisini ya yeniler ve daha çaplı güçlendirirken; bazen de tükenir ve dağılması ve sistem bazında devrimsel bir süreç yaşanması kaçınılmaz hale gelir... 2007’de açığa çıkan, 2008’de dünyanın en büyük yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers’ın batmasıyla birlikte belirginleşen ve 2009’un başlarında da bütün dünyanın gündemini oluşturan küresel ekonomik kriz, diğer çoğu ülkede olduğu gibi Türkiye’de de patron sınıfının bilindik ‘çözüm’ yöntemlerini devreye sokmaları için kollarını sıvamalarına neden oldu. Sözünü ettiğimiz gibi ‘çözüm’ bilindikti ve salt sermaye kesimine-burjuvaziye hitap eden yöntemlerden oluşmaktaydı.
Bu yöntemlerin başında her zaman olduğu gibi; işten çıkarmalar, düşük ücret dayatması, sosyal hakların kırpılması gibi, yoksullar aleyhine ‘önlemler’ geliyordu. Patronlar kendi önlemlerini böyle alıyor ve esasında kendi içinde bulundukları ve güçlendirmeye koyuldukları sistemin krizi olan bu problemi, sanki suçlusu toplummuş gibi; ona fatura ediyorlardı... Peki acaba, patronlar da zor durumda olamaz mıydı? Krizden etkilendikleri ve böylece mecbur kaldıkları için işten çıkarmalara ve çalışanının ücretini düşürme yoluna gittikleri, kabul edilemez miydi?
Bu sorulara en açıklayıcı yanıtı, yine Türkiye’yi baz alarak bir istatistiki bilgiyle vermeye çalışalım...
İstanbul Sanayi Odası (ISO) geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin 500 büyük şirketinin listesini açıkladı. Yani, son zamanlarda kar oranını en fazla arttıran 500 şirketti bunlar. Buraya kadar anormal pek bir şey yok. Öyle ya, kar etmeyen şirket mi olurdu... Ancak bu listede dikkati çeken, en fazla kar eden şirketlerin, aynı zamanda en fazla işçi çıkarma yolunu seçen şirketler olmasıydı! Ya da şöyle söyleyelim: En fazla işçi atan şirketlerin en fazla kar etmesi! Örnek olarak TÜPRAŞ’ı gösterebiliriz ki, listede ilk sırayı aldı. Aynı listede yer alan ve CHP’li Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na ait olan Jantsa da, yine krizi bahane göstererek en fazla işten çıkarmaya başvurmuşlar arasında. Listenin tümünü ele alamayacağız fakat listeye giren ve yüksek kar oranları elde eden şirketlerin hemen hemen hepsi, krizi öne sürerek işten atma başta olmak üzere çalışanların aleyhine ne kadar uygulama varsa, yerine getirdi. Evet, literatürümüze „kriz fırsatçılığı“ olarak giren bu yöntem; patronların, „kriz var, işten çıkarmaya mecburum“ iddialarının, özünde bir taktik olduğunun, hatta bu krizin kendilerinin işine bile yaradığının açıklaması anlamını taşıyor. Sadece işten atma değil; işten atılan sayısı arttığı için, „sokakta işsiz sürüsü dolu“ vurgusuyla, işçileri düşük ücretle çalışmaya mahkum etmeleri de, patronların diğer başvurdukları uygulama. Bu iki uygulamayla karşı karşıya kalan çalışanların, sosyal haklarından bahsetmeleri ise maalesef oldukça „lüks“ kalıyor.
Umutsuzluk ve güvensizlik
Çok yüzeysel de olsa ilkin ekonomik krizi ve yine kabaca bir haliyle sonuçlarını yansıtmaya çalıştık. Ancak şimdi de, ekonomik problemlerin yukarıda değindiğimiz sonuçlarından daha ciddi bir boyutu olan ve gitgide artan ekonomik problemlerden kaynaklı fiziki intihar sorununa işaret edeceğiz.
İnsan, yaşayabilmek için bütün yolları deneyen, bütün kapıları zorlayan bir canlıdır. Çıkmaz sokaklardan çıkabilmek, kapalı kapıları az da olsa aralayabilmek için, var gücüyle uğraşır. Daha iyi şartlarda yaşamak için daha çok çalışmanın gerekliliğine inanır ve bu yüzden çok nadiren tembellik yapabilir. Sadece meşru yoldan yaşamak yolunu seçmeyenler de olabilir. Hırsızlık mesela, giderek artan bir vaka. Kısaca, insan yaşayabilmek için her yolu dener! Mutlaka onurlu yaşamak her insanın tercihidir. Ancak bunun koşulları bulunmuyorsa, onurunu zedeleyecek işlere dahi girişebilir, insan. Tekrar edecek olursak; çünkü yaşamalıdır!
Peki yaşamak, hayatta kalabilmek adına üstün çabalar sarf eden insan, nasıl olur da intiharı seçer? Bu nasıl bir "çelişki“dir ve intihar sadece ‘anlık’ olarak değerlendirilebilir mi?
Ekonomik yoksulluğun intihar nedeni olduğu durumlarda, genelde diğer intihar nedenlerinde de görüldüğü üzere umutsuzluk, baş gösterir haldedir. Yani, kişinin, artık yoksulluktan kurtulamayacağına, hayatını sürdürmek-idame etmek için bile yeterli maddi gelir elde edemeyeceğine inancı, gittikçe yükselir: İş başvuruları geri döner, iyi eğitim alamadığı için vasıfsız bulunur, var olan işini kaybeder, işini kaybettiğinden eşi onu terk eder, kişi kadın ise sosyallikten iki kat kopar, eğer hala bir aile kurumu içerisindeyse eşi ve çocuklarına rahat yaşamı sağlayamaz, sağlık ve eğitimle birlikte diğer temel ihtiyaçlarını da karşılayamaz bir mahrumiyete evrilir ve eğer tüm bu sıralananlar uzun süreli bir sürece tekabül ederse de psikolojik sorunların başlaması an meselesidir... Kişinin bu problemlerle birlikte anında hayatını sonlandırma yoluna girişeceğini, pek tabii ki söyleyemeyiz. Ancak ekonomik kaynaklı birçok intiharın gelişim sürecini, ciddi oranda bu örnekler kapsamaktadır.
Lakin, intihara kalkışanların bir kısmının ölmek ve yaşamak arasında karar verememiş oldukları gerçeğinden hareket edersek; intihar için sadece, umudunu yitirenin yaşamına son vermesi olarak bakmak yetersiz olacaktır ki, intihar girişimlerinin büyük bir çoğunluğu da kişinin tepkisini yansıtma arzusuyla alakalı görülüyor. Misal vermemiz gerekecekse; işten atılan veya iş bulamayan bir kişi, karanlık ve yalnız bir odada değil de, herhangi bir resmi dairenin önünde bedenini yakmaya kalkışıyorsa; bu kişi kendisini öldürmekten ziyade, yaşam koşullarının çekilemezliğini yetkililere başka bir yoldan ulaştırmaya çalışıyordur. Bu örnek, kişinin mücadele yöntem ve araçlarına kavuşamaz olduğunu açıklıyor aynı zamanda. Aşağıda, bu konuya yeniden değineceğiz...
İntihar bir süreç işidir
İntihar sorunu incelenirken, umutsuzluk kavramını çokça eşelemek gerekiyor. Sevgilisi tarafından terk edilen birey, anında intiharı seçmeyecektir. Bir süre boyunca, eski sevgilisinin tekrar sevgilisi olması için, elinden geleni yapacaktır. Fakat sevgilisiyle barışma uğraşları olumlu sonuç getirmeyince, tek başına asla bir neden olamayacak olsa da, kişi, intihara meyilli hale gelecektir. Bu da, umutsuzluğun intihar için çok büyük önem taşıdığını başka bir pencereden daha tasdiklemiş oluyor. Bu örnek, işsiz kalan bireyin yaşadığı aşamalarla da örtüşür durumda. Zira, düşük gelirli bir işte çalışan ve günün birinde işten çıkarılan kişi de, intihara meyilli halini 24 saat içinde kazanmayacaktır: Bir süre iş arayacaktır, görüşmeler yapacaktır, „biz seni ararız“ yanıtlarıyla sayısız kez karşılaşacaktır ve umutsuzluk evresini böylece tamamlamış olup; intihara meyilli bir durum kazanacaktır.
Bu verilen örnekler; sevgilisi tarafından terk edilen ve işini kaybeden kişinin intihar etmesi olarak değil; intihar eden kişilerin büyük oranda umutsuzlukla boğuşmak zorunda olduğu üzerinden özetlenebilir. Kısaca; anlatılan umutsuzluğun hikayesidir! Fakat bir parantez açmakta fayda var: Sevgilisi tarafından terk edilen kişi daha çok tıbbi bir müdahaleye ihtiyaç duyarken; sorun ekonomik olduğunda, sorumlusu da ekonomiyi iyileştiremeyen ve toplumu umutsuzlaştıran devlet olmuş oluyor.
Araştırmalar: İşsizlik büyük etken
Ankara Üniversitesi’nin Kriz Dergisi’nde açıklanan „Krize Müdahale Merkezi Çalışmalarının Bir Yıllık Değerlendirilmesi“, aynı zamanda intihar sebeplerinin ve yaş dağılımının bilgilerini veriyor.
Merkez’e yapılan başvurulara göre; Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında rastlanan kriz olguları 15-24 ve 25-34 yaş ölçümlerine yakın değerlerde (yüzde 34.4 ve yüzde 32.5} bir artış dağılımını da gösteriyor. Bu da, gelecek kaygısı taşıyan gençlerle eğitimini tamamlamış veya tamamlayamamış gençlerin de, intihar girişiminde önemli bir kesimi oluşturduğunu belgeliyor. Söz edilen yaşlardaki intihar nedenleri; ağırlıklı olarak işsizlikle tanışan ve bu durumdan psikolojik olarak da etkilenen gençlerin nedeni olarak tahmin ediliyor.
Ayrıca Kürdistan coğrafyası için, durum daha da özel. Özellikle son yıllardaki kadın intiharlarıyla gündemleşen Batman ilindeki gençler ve kadınlar, ekonomik boyutlu olduğu gibi devlet ve töre baskısı gibi nedenlerle de, intihara sürükleniyor. Aynı değerlendirmede, işverenle anlaşmazlık, akademik başarısızlık, işsizlik ve getirdiği maddi olanaksızlar ile iflas sonucu ekonomik güçlükler, intihar sebeplerinden en önemlileri olarak sıralanıyor. Bu örneklerin istatistiklerine bakıldığında ise, önemli bir ayrıntıyı kaçırmamak gerekiyor. Çünkü istatistiklerde intihar sebepleri; "ekonomik sorunlar", "evlilik ve eşle sorunlar“, "iş ve okul sorunu“, "sağlık sorunları“ olarak ayrılıyor. Bu ayrılan kategoriler biraz incelendiğinde ise, evlilikteki, işteki, sağlıktaki sorunların da, büyük oranda yoksulluktan kaynaklı olduğu anlaşılıyor. Sağlığın ve eğitimin ücretlendirilmesindeki yaygınlaşması, her bireyin bu haklardan yararlanabilir olmaması, bu iki kategoride yoksulluğun etkisini daha da belirginleştiriyor. Eşle ve iş ortamında yaşanılan sorunlarda da, akademik çalışmalar yine ekonomik çöküntünün getirdiği kavga ve anlaşmazlıkları etkili sebep biçiminde ele alıyor.
Konuya dair yapılan hemen hemen bütün araştırmalar, yoksullaşmanın intihardaki sorumluluğuna bir örnek olarak da, eğitim düzeyini işaret ediyor. Devletin yarattığı imkansızlıklar nedeniyle iyi eğitim alamayan veya eğitimi sınırlı kalan kişilerin belli bir kesimi, intiharı diğer kesimlere oranla, çözüm yolu olarak daha kolay görebiliyor. Burada da, yine kişinin içinde bulunduğu sisteme ve yaşadığı ülkenin devletine güvensizliği ağırlık kazanıyor.
2 önemli model
Çeşitli kaynaklara göre, işsizlik nedeniyle intiharların diğer nedenlerle yapılan intiharlara yaklaştığı ortaya çıkıyor. Dünyada işsizlik ve intihar ilişkisini açığa çıkaran iki önemli model mevcut. Bunlar, İncinebilirlik (Valnuamfjhf) Modeli ve Dolaylı Nedensellik (Inderect Causal) Modeli. İncinebilirlik Modeli’ne göre, işsizlik kaynaklara ulaşımı sınırladığı, yaşam stresini artırdığını ve bu sebeple de intihar eğiliminin arttığını ortaya koyuyor. Dolaylı Nedensellik Modeli de, işsizlik nedeniyle bireyin yaşadığı finansal güçlükler, ihtiyaçları karşılayamama ve özellikle de ilişkilerde yaşanan tahribatın bireyin intihar riskini artırdığını savunuyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Ferhat Topbaş, „İşsizlik ve intihar ilişkisi“ üzerine yaptığı bir araştırmayla, Türkiye’de yaşanan ekonomik krizlerle birlikte, işsizliğin boyutlarının giderek artmış olduğunu ve sonuçları bakımından işsizliğin sadece ekonomik bir problem olmaktan çıkarak, öncelikle sosyal bir problem kimliği kazandığını görüşünü dile getiriyor.
Topbaş, araştırmasında şu önemli vurgulara değiniyor: "Ülkemizdeki intihar olayları nedenleri itibariyle incelendiğinde, hastalık nedeniyle intiharlar söz konusu dönemde nedeni bilinen intiharlar içerisinde birincil intihar nedeni olarak kaydedilmiştir. Aile geçimsizliği ise en belirgin ikinci nedendir. Ekonomik kaynaklı nedenleri bir arada değerlendirdiğimiz taktirde (geçim zorluğu ve ticari başarısızlık), intihar nedenleri arasında üçüncü nedenin ekonomik nedenler olduğu görülmektedir. Ayrıca, işsizlik-intihar ilişkisine yönelik, işsizliğin neden olduğu sosyalizasyon ve ilişkilerde yaşanan bozulmaların bireyin intihar eğilimini artıracağını öne süren non-causal teorisi göz önüne alındığında aile geçimsizliği de işsizlikten kaynaklanabilecek bir intihar nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda işsizlik kaynaklı intiharlar toplam intiharlar içerisinde birinci sıraya yerleşmektedir.“
Aynı araştırmanın sonuç bölümünde, şu tespit yer alıyor: "İşsizlik genel bir ekonomik problem olmasının yanı sıra hem birey hem de toplum üzerinde yarattığı etkiler itibariyle ayrı bir öneme sahiptir. İşsizlik başta, toplumsal huzurun ve gelir dağılımının bozulmasına, suç oranlarının ve bireyin suç eğiliminin artmasına, göçün hızlanmasına ve nüfusun hareketlilik kazanmasına, aile huzurunun bozulmasına ve boşanma riskinin ve bireyin intihar eğiliminin artmasına neden olmaktadır. Bahsedilen bu etkileri itibariyle işsizlik en önemli ekonomik ve sosyal mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.“
İşsizliğin toplum üzerindeki muhtemel etkilerinden olan intihar eğiliminin artması etkeninin, işsizlik intihar oranı ilişkisi bağlamında ele aldıklarını kaydeden araştırmacı Ferhat Topbaş, yaptıkları analizle bu ilişkiyi sınadıklarını ifade ediyor. Araştırmacı, yapılan analiz sonucunda işsizlik ile ekonomik nedenlerle intihar oranına ve geçim zorluğu nedeniyle intihar oranı arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi tespit ettiklerini bildiriyor.
İncelenen intihar vakaları
Türkiye gibi, diğer ülkelerde incelenen intihar vakalarında da, ekonomik sebep önemli bir yer tutuyor. Türkiye’de ‘90’lı yılların sonunda yapılan ve İstanbul’daki 508 intihar vakasının incelenmesinde, en yüksek intihar oranı yüzde 46 ile işsizlerde görüldü. Bu oran neredeyse intihar edenlerin yarısını oluştururken; diğer yüzdelik oranlardaki ekonomik problemli intihar vakaları da hesap edildiğinde; Türkiye halkının ekonomik olarak muazzam bir sömürü politikasıyla karşı karşıya kaldığı açıkça görülüyor. Durum, diğer ülkelerde de farklı değil.
1996–2002 döneminde Japonya Mio yerleşim birimine ait nüfus verilerinin kullanılarak yapıldığı araştırmada, işsizlik ile intihar arasında korelasyonun mevcut olduğu saptandı. Erkek işsizliği ile erkek intihar oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin mevcut olduğu da, yine aynı araştırma yoluyla görüldü.
Preti A. ve Mitto P, 1982-1994 yılları arasında İtalya’da 20547 intihar vakasını inceledi. İşsizlik ile intihar oranı arasında süreğen ve anlamlı bir ilişki olduğunu tespit eden araştırmacılar, bu ilişkinin en yüksek oranla işsiz erkeklerde tespit edildiğini ortaya koydu. Bu bulgular, söz konusu ilişkiyi doğrulamasının yanı sıra, bir taraftan da sermaye düzeninin cinsiyetçi yapısına vurgu yaparak, kadınların üretime katılmasının önünde bulunan engelleri meydana çıkardı.
Chuang H. ve Huang W’nin araştırmasında da, aynı ilişki ağırlıklı bulundu. 23 idari birimden 1983-2001 dönemine ait zaman serisi verilerinin kullanıldığı araştırmada, işsizlik ile intihar arasında pozitif bir ilişki, gelir ile intihar arasında ise negatif bir ilişki tespit edildi. Rushing A. W’ye ait verilere göre de, düşük gelirli grubunda işsizlik-intihar ilişkisi anlamlı ve yüksekken, yüksek gelirli grubunda işsizlik-intihar ilişkisinin bulunmadığı tespit edildi.
Esben A tarafından 1982-1997 yılları arasında Danimarka’daki 9011 intihar vakasının incelenerek yapılan araştırmada ise, ilginç bir sonuç elde edildi. Araştırmada, çalışan kişilerin işsizlere nazaran daha yüksek intihar riskine sahip olduğu tespit edildi. Bu durum, iş arayanların hala umudunu yitirmediği, çalışanların ise çalışma koşullarının ağırlığı olarak değerlendirilebilir.
Ne yapmalı?
Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Başkanı Şeref Özer, intihar vakalarının aynı zamanda sosyolojik ve politik açıdan ele alınması gerektiği görüşünde. İntiharı önlemek için konunun, psikiyatrik boyutuyla ilgilenilmesinin eksik bulgu ve çözümlere yol açacağı görüşünü savunan Özer, konuyla ilgili bir değerlendirmesinde, şu hususlara değiniyor: „Toplumsal yaşamın nasıl düzenlendiği, nasıl bir yaşam ortamı ve koşulları oluşturulması gerektiği belirlenmelidir. Bu konu sadece ruh sağlığı alanında çalışan örgüt ya da kurumların değil, tüm kurum ve örgütlerin ilgi alanında olmalıdır.“
İntiharı önleme ve risk etkenlerini ortadan kaldırma yönünde diğer kurumlarla birlikte çalışmalarının önemine vurgu yapan TPD Başkanı, bir toplumsal dayanışma ortamı yaratmanın önemine özellikle dikkat çektiklerini söyleyerek, bir sorunu önlemenin yolunun öncelikle onun nedenlerini ve kaynaklarını iyi anlamaktan geçtiğini hatırlatıyor.
Günümüzde ise intiharı önleme çalışmalarının yeteri düzeyde olmadığını aktaran Özer, şöyle devam ediyor: „Bu yönde gerçekleştirilen araştırmaların büyük çoğunluğu intihar sonrası gözlenen stres ve çeşitli bozuklukların düzeltilmesi ve tekrarlayan intihar davranışını azaltmaya yönelik çalışmaları içermektedir. Bu yöndeki çalışmalar intiharın kaynağını ve aranacak çözümleri daha çok bireysel değişkenlere bağlama ve toplumsal nedenlerini göz ardı etme eğilimi göstermektedir. Oysa birçok araştırma, intiharın yaygınlığının bu denli artışında başta işsizlik ve ekonomik sorunlar olmak üzere birçok toplumsal ve ruhsal etkenin sorumlu olduğunu göstermiştir. Tüm bunlara karşın risk etkenlerini ortadan kaldırmaya ya da bireyi bu risk etkenleriyle karşılaştırmayı engellemeye yönelik birincil koruyucu çalışmaların yapıldığını söylemek olanaklı değildir.“
ALİ BARIŞ KURT / YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder