Çarşamba gecesi Kanal D’de ‘Genç Bakış’ programını seyrederken; Bush döneminde ‘işbirlikçi gurur’larını bir nebze gizlemek zorunda kalanların, yeni dönemde Obama’yla birlikte bu gizlerinden kurtulduklarını en ballı haliyle bir kez daha görmüş olduk. Gurursuzluklarını en açık haliyle itiraf edenler, “Bush savaşçıydı, Obama savaş karşıtı” gibi tanımlar bile kullanmaya başladılar.
Obama’yı ‘bulunmaz siyah kumaş’ kabul eden beyefendiler de iyi biliyor ki; Obama kişiselliğiyle değil, bir kisve altında ortaya çıkmıştır. Kişiselliği ise gerek rengi gerekse de yaşıyla sınırlıdır ve bu ikisinin de, söz konusu ‘emperyalizmin başı’ olunduğunda zerre önemi kalmıyor. Öyle ya, Condoleezza Rice da siyahtı; tıpkı projeleri gibi! Ancak onlar için de bunların bir önemi yok zaten; emperyalizme uşaklık yapayım da, tek gerekli malzeme kılıf olsun diyorlar ve bu kılıf da bugün için Obama’nın sözünü ettiğimiz özellikleri oluyordu.
Obama’nın üniversitelerde öğrencilerle yaptığı toplantıya katılan bir arkadaşımızın yine Genç Bakış’ta dile getirdiği sözler, uzun vadeye uyarlı olarak iddia ettiklerimizi doğruluyor. Arkadaşımızın anlatımı aşağı yukarı şöyleydi: “Obama, sorularımıza yanıt vermedi, hiçbir yanıt alamadık sorularımıza. Şov olsun diye bir-iki soru yanıtladı, onları da kağıttan okuyarak yanıtladı. Yani, hazırlıklıydı! Ne sorduğumuzun önemi yoktu, o zaten kafasındakileri yanıt olarak gösterdi.” Obama, eline tutuşturulan kağıdı okumuştu, ülkemiz gezisindeki diğer uğradığı yerlerde yaptığı gibi... Bu değerlendirmenin meali de, Obama’nın kendi başına irade sahibi olamayacağı gibi; eski yönetimlerden bir farkının olmayacağı, istese de olamayacağıdır!
Çok Yaşa Amerika!
Konukların en ‘yaşlı’sı, yani malzememiz, Amerikancı ve geçmişin MHP adaylarından Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’di. Türkmen, öğrencilerin ilgili ilgisiz her sorusunu, “Yippee Amerika” dercesine yanıtlıyor, Genç Bakış’ı izlemiyor da Amerika’nın Sesi radyosunu dinliyoruz hissine koyuveriyordu bizi. Ancak Türkmen, güler yüzünü hiç tüketmeden yaptığı konuşmalarında, birden somurtmaya başlıyordu. Nedeni, konunun bir öğrenci arkadaşımızın antiemperyalist söylemlerinden sonra komünizme gelmesiydi. Türkmen, “Sovyet berbat bir sistemdi” diye başlayan çıkışına, gördüğü bir karikatürden bahsederek devam ediyor: “Sovyetler dağılırken Marks bakıyor ve diyor ki; benimki sadece bir fikirdi.” Türkmen’in bu saldırılarının altında yatan, onun bayrağı devretmeyen bir Amerikan dostu olduğudur. Dostunun düşmanına saldırmasını anormal bulmuyoruz. Ancak, “dünyada artık kapitalizmden başka bir sistem yok” derken, dünyanın ne halde olduğunu hala göremediğine de inanmak gelmiyor içimizden; evimizdeki mutfağı, babamızdaki çaresizliği, annemizdeki somurtkanlığı ve her caddede mendil satan minikleri gördükçe... Ve uzağa gitmeden basit bir tablo çizersek; açlık sınırı 750 TL’yi geçmişken, yoksulluk sınırı 2 bin 500 TL’ye varmışken, çoğunluğun 500 TL kazandığını bilirken; yani devlet istatistiklerinin itirafına göre, milyonlarcamızın aç ve yoksul statüsünde olduğunu hesap etmişken; kapitalizmi hangi akla hizmet yücelttiklerini, pek tabii kendilerinin bu milyonlara dahil olmadığı şeklinde açıklayabiliriz.
Sınıf mücadelesinin artış gösterdiği, hele de başlı başına bir kriz olan kapitalist sistemin teğet geçmeyen ve geniş kitleleri etkileyen ekonomik krizi eşliğinde artış göstermesinin (sınıf mücadelesinin) daha anlamlı ve gerekli kılındığı bir dönemde, mutlak burjuva beyinlerin saldırıları da eksik olmayacaktır. Bugün Obama’nın savunulması ve “Sovyetler berbattı” söylemi, işçi sınıfını ve emekçileri durdurmanın, kafalarını bulandırma uğraşının, kabaca sosyalizmi lekelemenin tezahüründen başka bir şey değildir. Emek mücadelesi yürütenlerin iddiaları için, “Buna gerek yok, nasılsa Obama da aynılarını söylüyor” karşılığında bulunmaları, yüzyıllardır denenen taktiklerin pek bir modern halidir. Sermaye savunucularının ürpertisi kısaca; sınıf mücadelesinin kah sokakta kah zihinlerde güçlendiğini sezmeleri ve güçlenmesi için yeterli malzemenin elde edildiğini görmelerinden geliyor.
Yoksul Dostu ve Savaş Karşıtı mı?
Obama’nın yoksul kesimlerin lehine bir başkan olacağını öne sürenler, bu ‘siyah adam’ın Amerika’da konut borcunu ödeyemeyen ekonomik koşuldaki insanların devlet tarafından desteklenmesine karşı çıktığını ya unutmuş gözüküyorlar ya da unutturmaya çalışıyorlardır! Aynı adamın ekonomik zarara uğramış büyük şirket ve bankaların desteklenmesine ise karşı olmadığını, aksine desteklenmesini savunduğunu bilmek; başka şey bilmeye dahi gerek bırakmayacak ölçütte ‘anılar’.
Gazze katliamı için kendisine mikrofon uzatıldığında da, “Henüz koltuğuma oturmadım, görüş belirtemem” diyen kimdir? Obama. Peki savaş karşıtı kimdir? O da mı Obama?.. Hayır, o sadece ‘henüz koltuğuna oturmadığı için bir katliama objektif kaldığını ima edecek kadar’ savaş karşıtıdır! O, ulusal güvenlik danışmanlığına en büyük emperyalist savaş örgütü NATO’nun Başkomutanlarından James Jones’i atayacak kadar savaş karşıtıdır! Seçim öncesi Irak’taki savaşa karşı olduğunu dillendiren Obama, seçim sonrası, “Bazıları hani savaşa karşıydın neden hemen askerleri çekmiyorsun diyorlar ama, bu sorumsuz davranmamıza izin vermez ki” savunmasıyla, bizim onu teşhir etmemize gerek bırakmıyordu.
Obama’nın ‘savaş karşıtlığı’nın Türkiye’yi de etkileyecek bir yanının olması şaşırtmıyor bizi. Mesela Afganistan işgaline Türkiye halkının da ortak olmasını isteyecek olması, Irak’taki kanlı işgali ‘sonlandırırken’ yine Türkiye’nin ‘üzerinden geçmek’ için talepte bulunması; Obama’nın bizleri etkileyecek olan sadece ilk birkaç ‘savaş karşıtı’ projesidir!
Renkli Siyaset!
Biz, aynı zamanda ‘renkler’ üstünden bir yorum çıkarılamayacağını en iyi anlayan toplumuz. Zira dün ‘beyaz Türk’ olmayıp da Kürt olan bazılarının devletin en üst kademelerinde yer aldığını, bugüne geldiğimizde yine iktidar partisinin 75 tane Kürt milletvekilinin bulunduğunu biliyoruz. Lakin bildiklerimiz bu kadarla sınırlı değil. Biz, AKP’li Kürt milletvekillerinin Kürt halkının kafasına bomba yağdırmak için sunulan tezkereye göğüslerini gererek imza attıklarını da, ‘üst tabaka Kürtler’in Kürt sorununu ağızlarına almadıklarını da biliyoruz. Yani bedenin değil; karar mekanizmasını beynin ve yüreğin rengi belirliyor.
alibariskurt@yeniozgurpolitika.org
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder