Geçtiğimiz haftalarda, günlerden Pazartesi, saat 18:00 civarı... Telefonum çalıyor, arayan Hayat Televizyonu’ndan Vural Nasuhbeyoğlu: “Merhaba Ali Barış, ajanslar Bozdoğan’dan (Aydın’ın ilçesi) bir kaza haberi geçtiler. 17 yaşında bir genç ölmüş” diyor ve olayı araştırmamız için ilçeye gitmemizi istiyor.
Akşam saatleri olduğu için buralarda pek kolay değil araç bulabilmemiz. Tek tek araç bulabilecek arkadaşları arıyoruz. Hepsinden “Abi işteyim” yanıtını alıyoruz. Arkadaşların çoğunluğu tarım işçisi, bazıları da parke taşı döşüyor geç saatlere kadar. Şanssızlık, bulduğumuz araçların da vizesi yok. “Gideriz de, jandarmaya yakalanırsak cezayı öderseniz...” yanıtını duyduğumuz gibi başka araç arayışına giriyoruz. Neyse, sonunda en külüstüründen bir ‘hacı murat’ bulup koyuluyoruz yola...
Saat 19:00’u geçiyor... Bozdoğan, Aydın Merkez’e 2 saat uzaklıkta. 2 saatlik zamanı kullanıp, ilçeye varana kadar olay hakkında bilgi almaya çalışıyoruz. Hayatını kaybeden gencin kimliği Hamdi Delefoğlu... Sizce de benziyor mu Çağdaş’a, Baran’a, Uğur’a? Hatta Alexis’e bile!
Bozdoğan yerleşim olarak zor bir ilçe. Tesadüf, çok geçmeden harita niyetine bir otostopçu çıkıyor karşımıza. En sevdiğimiz meslek olduğundan olacak ki, kirli sakallı (annem ‘perişan sakallı’ der) bir belediye işçisi oluyor yolcumuz. Durduğumuzu görüp araca doğru koşan yol arkadaşımızın, “Atla hocam” sözümüzle yüzü gülüyor. Kendi sardığı tütünden son nefes çekip atacakken, “Atma hocam” sözümüz daha da bir sevindiriyor onu. Başlıyoruz sohbete... Nazilli Belediyesi’nde taşeron işçi olarak çalışıyormuş. Bozdoğan’ın yerlisi olduğunu söylediğinde, Hamdi’nin ailesinin evini bulmakta yardımı dokunacağını düşünüp, bu kez biz seviniyoruz. Ancak yol arkadaşımızın aynı zamanda ‘şarapçı’ olduğunu anlayınca, sevincimiz kursağımızda kalıyor. “Yok yok, evi bulurum ben size” diyor yine de. Sonra da soruyor: “Hayırdır, ne yapacaksınız?” Kaza’dan bahsediyoruz... “Sabahın köründen akşam ezanına kadar çalışıyoruz. Hiç haberim olmadı, şimdi sizden öğrendim” sözleri, kazanılmış bir grev haberi olsa, haberi ilk verenlerin heyecanını hissettirecek bize ama maalesef kazanılan değil, kaybedilen bir Hamdi var...
Hep Yoksullar mı ‘Kaza’ Geçirir?
Biraz zorlansak da, nihayetinde Hamdi’nin evini buluyoruz. Hamdi’nin ailesi adına öğrendiğimiz ilk şey; yoksullukları. Mahallenin kokusundan, arabayı takla attıracakçasına sarsıntıya uğratan yolların yokuşundan ve yalın ayak ortalıkta gezinen minik çocuklardan anlıyoruz bunu. (Zaten babasının da işçi olduğunu öğreniyoruz sonradan.) Hamdi’nin ‘sınıf arkadaşları’, komşuları ve akrabaları doldurmuş evin önünü. Evde sadece iki oda bulunduğu için, taziye ziyaretine gelenler evin bahçesinde oturuyorlar.
Elimizde kamera ve fotoğraf makinesi ile biz de giriyoruz bahçeye... Evin içindeki sessizlik; henüz saatler önce oğlunu yitirmiş bir annenin baygınlığıyla ilgili. Saatlerdir kaçıncı sakinleştirici iğneyi vurduklarını sağlık görevlileri bile hatırlamıyor. Bahçenin gür sesi ise, oğlunu yarın göremeyecek bir babanın taptaze öfke ve üzüncü kadar; varın siz tahmin edin! “Babası hangisi” diye sormamıza gerek kalmıyor böylelikle. En acı-tan bakışlı, en gözü dolan o işte. Adı Kadir Delefoğlu.
Yaklaşıyoruz o adama doğru... “Başımız sağolsun” diyor ve titreyen ellerini sıkıyoruz. Her elini tutanla birlikte yeniden damlıyor gözyaşları... Gazeteci olduğumuzu söyleyip, konuşma isteğimizi açıklıyoruz. Kabul etmekle edememek arasında kaldığını anlıyoruz. Bir yandan nasıl konuşabileceğini düşünüyor, bir yandan oğlunun katillerini herkes duyabilsin diye günlerce, yıllarca konuşmak istiyor. “Hakkımızı arayacağız. Hukuka başvuracağız. Peşini bırakmayacağız” diyor her kelimesinde hıçkırarak. Gerisine yetmiyor gücü...Biz yardım edelim: 17 yaşındaki lise öğrencisi Hamdi Delefoğlu, sabah saatlerinde bir akrabasına ait motosikletle Bozdoğan ilçe merkezinde dolaşırken, aniden polis aracının kendisini takip ettiğini görerek, paniğe kapılıp kaçmaya başlıyor. Ancak trafik polisi motosikletin plakasını almak yerine, 10 dakika boyunca hayatında hiçbir suça karışmamış, kişisel olarak tanıdığı Hamdi’yi takip etmeye devam ediyor. Bunun üzerine ilçedeki sanayi çarşısı yoluna giren Hamdi, takibin devam edip etmediğini anlamak için arkasına döndüğü sırada, karşıdan gelen kamyonla çarpışıyor. Kazayı gören trafik polisi ise müdahale etmek ve ambulans çağırmak yerine, olay yerinden kaçmayı tercih ediyor. Hamdi ise olay yerinde aşırı kan kaybı nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Aktardığımız haberde herkesin dikkatini çeken kısım, ‘polisin bir kovalayıp bir kaçması’dır muhtemelen. Evet, polis Hamdi’yi önce ölüme sürüklüyor, yetmiyor, sonra ölüme mahkûm ediyor.
“İsyan Etme Günah Olur!”
Televizyonda gece haberlerine bağlanacağımız için geç saatlere kadar Bozdoğan’da, Hamdi’nin evinde kalıyoruz. Akrabaları ve komşularıyla uzun uzun konuşma fırsatı yakalıyoruz.
Hamdi’nin üniversiteye hazırlandığını öğreniyoruz. Çevresince de çok sevilen -ki bunu kalabalıktan da anlıyoruz- birisi olduğu herkesin dilinde. Masumluğundan da bahsediliyor hep. Yoksulluk, işçi bir babanın çocuğu olmak masum kılmıştı belli ki onu. Akrabalarından Fatih Durukhan, “Hamdi ne katil ne teröristti” diyor, bir akranı ‘daha 17 yaşında olduğunu’ hatırlatıyor... Kim bilir, belki sevdiği bir kız da vardı Hamdi’nin, aşkın en tadılası zamanıdır ya lise yılları...
Tepkilerin kesiştiği nokta, polisin gerekçesizce-sorumsuzca takip edişi ve kazayla birlikte olay yerinden uzaklaşması. Bir de, olay yerindeki görgü tanıklarının, polisi sorumlu çıkarıcı anlatımlarıyla birlikte ilçenin baş komiserince ‘ağızlarının kapatılması’na kızgın herkes.
Kısaca; gerek aile gerek olaydan bilgili herkes, polisin suçlu olduğunu savunuyor. Ancak biz Hamdi’nin yakınlarıyla söyleşirken, polisi ‘günahsız’ kılmaya çabalayan bir ses duyuyoruz: Evet, bu imamın sesi! Hamdi’nin babası Kadir Delefoğlu’nun yanı başında, ufak çaplı bir vaaz verir durumda olan bu imam, ‘isyan etmenin, öfke kusmanın haramlığı’ndan bahsediyor. Gencecik çocuğunu öldüren adamlara söz söylememesini istiyor bir babadan. Hatta talebine bulduğu kılıf gülsek mi ağlasak mı dedirtiyor: “Kadir kardeş, polislerimize kızmak olmaz. Onlar da namazında niyazında insanlar.” İmam efendiye göre, namaz kılandan katil olmaz! ‘Eğer bir insan hem namaz kılıyor hem birini öldürüyorsa, vardır bir bildiği’ diyeceğini bekliyorduk açıkçası. Ancak ‘hocamız’ daha ‘gerçekçi’ bir şey buldu hemencecik: “Kadir kardeş belki de polis değildi de, bir melekti o. Allah tarafından gönderilen...” Olayın ehemmiyetinden bihaber olsak, kamera şakasından ibaret sanacağız tüm bu duyduklarımızı. Ancak imam efendi pek bir ciddi, devam ediyor: “Hem polis takibinde ölmeseydi, evde yatarken ölecekti zaten. Ecel denen şeyi bilmez misiniz kardeş?”
Tüm bunları dinlerken bizi umutlandıran ise, halkın vaaz veren bu adama aldırmayışı ve bununla da sınırlı kalmayıp fısıldamalarıyla, imamın ‘ecelci’ ve ‘kaderci’ söylemlerini yadsımalarıydı. Hamdi’nin ailesi ve mahalleli, mücadeleyi ‘bu dünya’da vermekten yanaydı.
Ali Barış Kurt - Genç Hayat Dergisi
Yayın tarihi: Arşivden
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder