Her türlü eksikliğine (teorik olarak değil) rağmen sosyalistler, en sık eylemlilikte bulunan siyasi kanattır.
Hükümetleri, onların ağababalarını, faşizmi, gericiliği, sermayenin araç edindiği her türlü gerçekliği eleştirmek, teşhir etmek için sokaklara dökürüz durmadan...
Gündemi en iyi analiz edenlerin de yine sosyalistler olduğu, şaşılası değildir; çünkü dayanağı bilimseldir.
***
Bir süredir ülkenin genelinde olduğu gibi, sosyalist yapıların tümü de "Kürt açılımı"na odaklanmış durumda.
Kimi liberal ve ortakları AKP'ye destek olunabileceğinden bahsediyor. Bunu şimdilik ciddiye almayalım.
Kimileri ise süreci araç olarak kullanmaya ve devlete ve AKP'ye belli dayatmalarda bulunmaya ve toplumda gelişen olumlu atmosferi de hesaba katarak; taleplerin her zamankinden daha gür ve daha kolay dillendirilebileceğine işaret ediyor. Bunu ciddiye almakla kalmayalım, katıldığımızı söyleyelim.
***
Ancak sosyalistler arasında 'ulusal tutumlarıyla' durmadan eleştiriye maruz kalan Türkiye Komünist Partisi, bu iki dilin de dışında kalıyor.
TKP, sosyalistlerce tukaka edilebilecek bir siyaset değil, olmamalı. Onu ciddiye almaya iten zorunluluk adındaki 'komünist' ibaresi de olabilir, şu ana değin sosyalistlerle yürüttüğü birliktelik de...
Her halükarda gündemi 'meşgul' eden büyük bir soruna; tarihi önemiyle işçi sınıfının akıbetini de olanca etkileyen, etkileyecek bu ulusal soruna karşı, TKP'yi dinlemek sosyalistlerin görevidir.
Fakat tartıştığımız Kürt sorunuysa, ilk etapta Kürt halkını alakadar eden ve heyecanlandıran bir sorunsa, TKP'den önce dinlememiz gereken de işte bu halktır.
Kürt halkı topladığı sayısız imzayla Öcalan'ı iradesi görüyorsa, milyona varan kişiyle sokağa çıkıp "PKK halktır" diye haykırıyorsa; sosyalistlerin, bu iki noktaya temkinli ve karşı çıkmadan yaklaşması şarttır. Hatta destekleyerek!
Bu ulusal sorunun çözümünü emperyalizme bırakmak değil, söz konusu ulusun kendisine, kendi yarattığı birikim ve örgütüne bırakmak anlamına gelir. Bu da sosyalistler için bir 'sorun' değil, 'çözüm'dür.
***
10 Ağustos 2009 tarihinde "Barış, Kardeşlik ve Birlik Bildirgesi"ni açıklayan TKP, "açılım"a karşı net bir tavır sergileyerek, "açılım"ın ABD ve AB patentli olduğunu vurguluyor ve şunları bildiriyor:
"Bizler bu ortamın yaldızlarının kazınması gerektiğine eminiz. ABD’nin, AB’nin, Irak’ta işgalin işbirlikçisi Barzani’nin ve diğer tarafların mutabık oldukları bir gidişat kaygı ve soru uyandırmalıdır. Daha somut olarak da, bu sürecin hangi sorunları çözeceği, neleri daha da içinden çıkılmaz hale getireceği tartışılmalıdır." (1)
TKP bildirgesinin girişi olan bu ikinci paragraf, sormamız gereken soruyu hatırlatıyor. Lakin sosyalistlerin bu soruyu sormadan, 'çözüm'ü sorgulamadan bir yaklaşım geliştirdiği de yok zaten. Öyle olsaydı tüm sosyalistler gelişen tartışmalar beraberinde öneriler ve talepler dillendirmez, çözümün nasıl olması gerektiğine dair fikirlerini yazmazlardı.
Bu nedenle sormamız gereken asıl soru, TKP'ye olmalıdır.
Evet, soruyoruz: TKP, Kürt halkının taleplerini ne zamandır talepleri yapmıştır? TKP, Kürt halkının irade gördüğü gerçekleri ne zaman ciddiye almıştır? TKP, ulusal sorunu ertelemek dışında, ulusal soruna dair ne çözüm getirmiştir?
TKP, Kürtlerin sadece sınıfsal olarak ezildiği gerçeğiyle davranmış, ulusal sorunun sadece ekmek davası olmadığını kavrayamamıştır. Hatta, ekmek davasından kopuk olan ulusal talepler vuku bulmadıkça, sınıfsal mücadelenin de geri kalacağını düşünememiştir. TKP, 'salt söylemcilik'ten vazgeçmelidir.
Bu halleri, TKP'yi yer yer 'ulusal' hissiyatla tavır takındığı için eleştirenleri haklı da çıkarmaktadır.
***
Yazının ilk cümlelerine dönersek...
Sorunların çözümü için taleplerde bulunanları, aynı talebi Kürt sorununda bulunmaya kalktıklarında 'emperyalizme kucak açmak'la itham etmek ilginçtir.
Sosyalistler, sermaye devletini mecbur bırakan sayısız hak kazanmamış mıdır?
Söz gelişi, 1 Mayıs'ın tatil ilan edilmesi AKP'nin lütfu muydu; ülkenin dirençli devrimci güçlerinin ısrarındaki ürün müydü? Bunu da AKP'nin devrimcilere şirin gözükme derdine bağlayıp, kayıtsız kalabilir miyiz?
TRT Şeş için de AKP, 1 Mayıs'ın tatil ilanındaki gibi kendi politikasını gözönüne almış olabilir, ancak 'kart kurt'tan sonra; bu da Kürt halk hareketinin etkisini açıklamaz mı?
Kürtlerin yerel yönetimden anadil eğitimine kadar uzanan henüz alınmamış haklarını istemek konuyu emperyalizme, sermayeye bırakmak mı oluyor? Sorun dış güçleri ilgilendirdiği için BOP'la bağdaşdırılabilir ve dahası... Lakin, BOP'un önündeki engel ilk olarak PKK değil midir? Şu halde dayanışılan açıkça bu hareket olmalıdır.
Kısaca, sermayeyi belli adımlar atmaya mecbur etmek için politika üretmenin yadırganacak bir tarafı yoktur.
Fatih Polat'ın yazısı ve Okuyan'ın tepkisi
Evrensel Gazetesi Yazarı ve Yazıişleri Müdürü Fatih Polat, 19 Ağustos tarihli "TKP ve MHP’nin aynılaşan söylemi" başlıklı makalesinde, TKP'nin söyleminin 'gericiliğine' dikkat çekerek, partinin “Barış, Kardeşlik ve Birlik Bildirgesi”ne eleştiriler getirmişti.
Polat, eleştiri yazısında şunları dile getiriyor:
"On binlerce cana mal olan bu sürecin demokratik halkçı bir çözüm yönünde derinleştirilmesi için çaba gösterenlerin de, ne ABD’den, ne AB’den, ne de AKP’den haberleri var. Ancak, önemli olan, bütün bu aktörlerin hesaplarını da analiz ederek, süreci emekçi sınıflar, halklar lehine dönüştürmenin imkanlarını zorlamaktır. Bunu yapmak yerine, bu sürecin sadece dışarıdaki büyük güçler ve içerideki iş birlikçileri tarafından yönlendirildiğini öne sürmek, en başta Kürt sorununu bugün üzerinden atlanılamaz hale gelmesini sağlayan mücadeleyi verenlere, bunun için bedel ödeyenlere saygısızlıktır. Kürt halkını önünü göremeyen “reşit olmayan bir çocuk” yerine koymak da ayrı bir saygısızlık." (2)
Fatih Polat, daha önce de değindiğimiz gibi, sürece hem emekçi sınıflar hem de Kürt halkının iradesi üzerinden yaklaşarak doğru bir tutum takınıyor. "Kürt halkını önünü göremeyen 'reşit olmayan bir çocuk' yerine koymak da ayrı bir saygısızlık" diyerek, Kürt hareketinin onyıllardır yürüttüğü mücadeleyi hesaba alamayan TKP'ye haklı bir gönderme de yapıyor.
TKP'nin önde gelen isimlerinden, MK Üyesi Kemal Okuyan'la Polat'ın yazısı üzerine kısa bir görüşme yapma fırsatı buldum. Sayın Kemal Okuyan, söz konusu yazıdan büyük üzüntü ve şaşkınlık duyduğunu vurguladı. Okuyan'ın özellikle yapılan karşılaştırmaya karşı tepkili olduğu ortadaydı. Zaten bu tepkisini de, "Fatih Polat'ın yazısını okudum, kendisini tanırım, açıkçası hiç mi hiç yakıştıramadım. Tavır almayı faşistlik saydığı açılım için yarın 'emperyalist plan' demek zorunda kalırsa ona bir çift sözüm olur sadece" diyerek dile getirdi. Okuyan, son olarak da Polat'ın yazısına cevaben bir yazı yazmayacağını söyleyerek, şunları ekledi: "Böyle bir yazıya 'çok kısa'yı bırakın herhangi bir yanıt yazmak nasıl mümkün olabilir ki? Arkadaşımız bizi nasıl görmek istiyorsa öyle görsün, umurumda değil..."
Sayın Okuyan cevap niteliğinde bir şey söylemediğinden, şimdilik yazımızı burada noktalayalım.
Devrimci dayanışma dileklerimizle.
(1) http://www.tkp.org.tr/bildiriler/baris-kardeslik-ve-birlik-bildirgesi
(2) http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=56364
alibariskurt@yeniozgurpolitika.org
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder