Türkiye’deki sol siyasi parti ve örgütlerle işçi ve emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı ve bu vesileyle de sınıf hareketini konuştuk...
Görüşüne başvurduğumuz parti ve örgüt yöneticilerinin mutabık kaldıkları en önemli konu; sosyalist hareketle Kürt hareketinin ittifakı yönünde oldu. Emek mücadelesiyle demokrasi mücadelesinin birbirine bağlı olduğuna vurgu yapan yöneticiler; bunun, sosyalistlerle Kürt hareketinin birliği için de bir anlam ifade ettiğine dikkat çekti.
ÖDP: Taksim mücadeleyle kazanıldı
ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen, kapitalizmin kendi tarihsel kriziyle sarsıldığı bir dönemden geçtiğine dikkat çekerek; bu krizin kapitalizmin ‘mutlaklığına’ ilişkin onlarca yıldır süregelen ideolojik hegemonyanın kırılma noktası olduğunu söyledi.
Dünyanın pek çok yerinde kapitalizme karşı başka dünya arayışları geliştiğini belirten İşleyen, “Ülkemizde uzun yıllar sonra ilk kez işçi sınıfı bu kadar güçlü ve gür bir sesle kendini ortaya koymaya başladı” dedi. İşleyen, TEKEL direnişinin bu yeni dönemi temsil ettiğini açıklayarak, “Tek kale maç dönemi artık bitti. Mücadele dönemi yeniden başlıyor” tespitinde bulundu. 2010, 1 Mayısı’nın bu bağlamda özel bir anlam taşıdığı yönünde görüş sunan İşleyen, şöyle devam etti: “Bu anlamda bu yıl ki 1 Mayıs’ın özel anlamı TEKEL direnişinde açığa çıkan sesin, sınıfın geri dönüşünün üzerinde yükselecek olmasıdır. 1 Mayıs, TEKEL direnişinin de temelini teşkil eden düzenin ‘işsizlik ve güvencesizlik’ tehdidine karşı emekçi sınıfların birleşik gücünün açığa çıkartılmasını hedeflemelidir. AKP’nin tekelci bir iktidar kurma arayışının parçası olarak gündeme getirdiği anayasa ile emekçilerin ve ezilenlerin anayasa talebinin uzlaşması mümkün değildir. Ne 12 Eylül Anayasası’na ne de onun devamından ve derinleştirilmesinden başka bir anlamı olmayan AKP’nin anayasına mahkumuz”
İşleyen, bu yıl 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılmasını ise “Taksim’i geri almak için sürdürülen kararlı ve inatçı direnişin sayesinde” diyerek ele aldı ve ekledi: “Taksim yeniden 1 Mayıs alanı olarak kazanılmıştır. Bu yıl Taksim’de olmak, TEKEL direnişinin izlerini taşımak bu yıl 1 Mayıs’a ve Taksim’e ayrı bir anlam katıyor”
‘Sol ve Kürt hareketi ortak mücadele vermeli’
Kürt emekçisiyle Türk emekçisini birleştirmek için izlenen yolların ve verilen mücadelenin yetersiz olduğu özeleştirisini yapan Önder İşleyen, şöyle devam etti: “Türk ve Kürt emekçilerinin ortak mücadele zeminlerinin yaratılabilmesi konusunda yeterince güçlü çabalardan söz edebilmek mümkün değil. KESK bu anlamda değeri bilinmesi gereken biricik mücadele zemini olarak durmaktadır. Son yıllarda sınıf mücadelesinden söz etmenin Kürt halkının kültür ve kimlik taleplerini görmezden gelmek olduğunu söyleyen sağ liberal fikirler sol içerisinde moda oldu. Buradan bir çıkış yolu olmadığının görülmesi gerekiyor. Türk ve Kürt emekçilerini birleştirebildiğimiz oranda barış ve kardeşlik zeminlerini de güçlendirebiliriz. Bazıları ‘solun başına ne geldiyse sınıf mücadelesinden geldi’ diye sınıftan kaçmanın yollarını arasa da özlediğimiz bütün güzelliklerin sınıf mücadelesinin sonucu kazanılabileceği unutulmamalıdır. Bunun için solun da Kürt hareketinin de emekçilerin sorunlarına yönelik politikalarının ve pratik çabalarını arttırması bu yönde bir hareketin gelişmesine imkan verebilecektir. Bu tür bir hareket ise ancak aşağıdan mücadeleler içinde gelişebilir.”
‘Sol, faşist akımların etkisini kırabilir’
Önder İşleyen, sınıf mücadelesinin eksiklerini ve kitleselleşememesini ise, şu hususlarla açıkladı: “Kapitalizme karşı güçlü bir alternatifin açığa çıkmamış olmaması nedeniyle, kapitalizme karşı tepkiler de onun kendi içinde ürettiği formlar içerisinde eriyor. Bunun ülkemizdeki karşılığı cemaat/tarikat gibi gerici örgütlenmelerle, milliyetçi/faşist yapılardır. Sol, emekçilerin, yoksulların tepkileriyle buluşarak gelişerek gerici-faşist sağ akımların etkisini kırabilir. Bugün bunun yeterince başarılamamasının en büyük nedeni ideolojik planda yaşanan karmaşanın yol açtığı güç kaybıdır. Sol fiziksel anlamda yaşadığı güç kaybıyla birlikte daha önemlisi ütopyasına olan inancını yitirdiğinden kapitalizmin küreselleşme doğrultusundaki karmaşık politikaları karşısında yeterince direnç gösterememiştir. Sol içerisinde milliyetçilik ve liberalizm eksenindeki sağ çizgiler güç kazanabilmiştir. Bu çerçevede solun düzene karşı radikal bir eleştiri ve mücadele etme kapasitesi azalmıştır. Sol düzenin radikal ve köklü bir eleştirisinı hayatın tüm alanlarını kapsayan bir yaratıcılık ve canlılıkla yapabilme yeteniğini yeniden kazanabilmesi ancak bu dönemde emarelerini görmeye başladığımız mücadeleler içerisinde yeniden kazanabilecektir. Solun kitleselleşmesinin o yüzden kolay yolu ya da sihirli bir formülü yok, bugünkü yolu solun devrimci bir yenilenmeyle mevcut halini devrimci bir tarzda aşmasına bağlı olarak gelişebilecektir. 12 Eylül’den sonra solun bir daha ülkenin kaderi hakkında söz söylebilecek etkili bir siyasi harekete dönüşememesinde 12 Eylül’ün devrimci hareketin örgütsel yapısına yönelik vurduğu ağır darbeyle birlikte sonrasında sosyalizmin tarihsel bir döneminin sona eriyişinin yarattığı ideolojik karmaşının da etkisi büyüktür. Bu olumsuzlukların ortadan kalkması ancak devrimci mücadele sürecinin içerisinde onun gelişimi doğrultusunda mümkün olabilir. Öte yandan kuşkusuz bunlar bugünkü durumumuzun bahanesi olamaz. Zaten bahane bulmak da miskinlerin ve cesaretini kaybedenlerin işidir”
Emek Partisi: Bu yılki 1 Mayıs farklı
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kamil Tekin Sürek, bu yıl 1 Mayıs’ın geçmiş yıllara göre işçi sınıfının daha yoğun sömürüye maruz kalması nedeniyle bir farklılığı olduğuna işaret etti. Kapitalizmin doğası gereği ortaya çıkan global mali krizin emekçilerin üzerine yıkıldığını, işsizlik, yoksulluk, esnek çalışma yöntemleri ile sömürünün artış gösterdiğini anımsatan Sürek, “Bu nedenle, işçi ve emekçilerin AKP Hükümeti ve burjuvaziye tepkisi ve öfkesi de arttı. TEKEL işçilerinin direnişi sırasındaki gelişmeler bu öfke ve tepkinin niceliğini gösterdi” şeklinde konuştu.
Kamil Tekin Sürek, Taksim tartışmaları konusunda görüşlerini sundu ve bazı siyasi gruplara da şu eleştirileri yöneltti: “Bu sene AKP Hükümeti’nin Taksim’i 1 Mayıs’a açmış olması bu sorunu çözmüş gibi görünüyor ama çözülen bir şey yok. Çünkü, küçük burjuva siyasi gruplar 1 Mayıs’ın tarihi anlamını anlamadıkları için yine işçi sınıfının talepleri ile ilgisi olmayan sloganları ileri sürmeye devam ediyorlar. 1 Mayıs işçi sınıfının o günkü somut taleplerinin dile getirildiği ve bu talepler uğruna mücadelenin örgütlenmesi, mücadele için dayanışma ve örgütlenme sorunlarının tartışıldığı, aşıldığı gün ve günlerdir. Bugün işçi sınıfı için acil talepler az önce belirttiğim gibi işsizlik, yoksulluk, sömürünün yoğunlaşması vb. karşısında örgütlenme ve mücadele etmedir. 26 Mayıs Genel Grevi bu mücadelenin önemli bir aracıdır. O halde, 26 Mayıs Genel Grev ve Genel Direnişi örgütlemeye çalışmak, talepleri herkese anlatmak, sadece işçiler ve kamu emekçileri değil; bütün halkı talepleri için 26 Mayıs’ta direnişe, boykota çağırmak 1 Mayıs’ın güncel taktiğidir. Ama küçük burjuva siyasal grupların slogan ve çağrılarına baktığımızda yine işçi sınıfının gündemi ile ilgilerinin olmadığı görülmektedir. Bu yıl Taksim demiyorlar ama söyledikleri geçen yıllar Taksim üzerine söylediklerine paralel olarak devam ediyor.”
AKP Hükümetinin Taksim’i 1 Mayıs etkinliklerine açmasının birden çok sebebi olduğunu ifade eden Sürek, bu ifadesini şöyle kapsamlandırdı: “Demokratik Açılım politikaları ile halkı peşine takma çabaları, Anayasa değişikliği gündeminde yeni çatışma görüntülerinden zarar göreceğini düşünme, keza seçimler yaklaşırken bu tür görüntülerden kaçınma vs. Fakat, son tahlilde AKP’nin politika değişikliğinin gerekçeleri ne olursa olsun bunu AKP’ye yaptıran halkın, işçi sınıfının gücüdür. İşçi sınıfı devrimcileri gibi burjuvazinin de politikalarının nihai amacı halkın büyük çoğunluğunu politikalarına kazanabilme çabasıdır”
İttifak çağrısı
EMEP Genel Başkan Yardımcısı, BDP’nin de sık sık işçi sınıfının talepleri doğrultusunda çalışmalar yaptığını ve Kürt demokratik hareketi ile işçi sınıfı hareketinin birliğini sağlamak gerektiğini açıkladığını hatırlatarak, şöyle devam etti: “Fakat BDP, belki de Kürt sorununun acil güncel meseleleri nedeniyle bu konuda somut adımlar atmada eksiklikleri olduğunu da söylüyordu. Bu nedenle, BDP’nin 1 Mayıs’a kitlesel katılım çağrısı yapması şaşırtıcı, yadırgatıcı bir durum değildir. Bu çağrının güçlü bir yanıt bulması işçi sınıfı hareketi ile Kürt demokrasi hareketinin birliği çabalarına güç verecektir.”
Kürt emekçisiyle Türk emekçisini birleştirmede eksiklikler olduğunu vurgulayan Sürek, “Bütün emek, demokrasi ve barış güçlerini asgari bir program etrafında birleştirmek için çabaları devam ettirmek ve böyle bir ittifakı başarmak gerekiyor” çağrısında bulundu ve ekledi: “Kürt ve Türk emekçilerin mücadelesini birleştirmeden emeğin ve Kürt halkının taleplerini kazanmak, demokratik bir halk iktidarı kurmak mümkün değildir”
İşçi sınıfı devrimcilerinin eksikliklerinden söz etmek gerektiğine vurgu yapan Sürek, bu eksikliklerin başlıcalarını şöyle sıraladı: “Bu eksiklikler de bilinmeyen şeyler değildir. İşçi sınıfının içinde yer almada yetersizlik, işçi sınıfına dışardan öncülük etme anlayışı, sınıf mücadelesinde yeterli çabayı gösterememek vb. eksik ve zaaflar söz konusu. İşçi sınıfı gerici politikacıların ve sendika bürokratlarının etkisinden kurtulamıyor. Tabii, sözünü ettiğim eksik ve zaaflar herkes için aynı oranda değil. Çalışmanın hakkını verenler de az değil. İşçi sınıfı içinde erimeliyiz. Doğru talepler etrafında sınıfın örgütlenmesi ve mücadelesi için çaba göstermeliyiz. Bunu hakkıyla yaptığımızda şimdikinden çok daha ileri mesafelerde olacağımız kesindir”
‘Mücadele öğreticidir’
Sürek, işçi direnişlerini ve son olarak gündemleşen Tekel direnişini ise, şu sözlerle değerlendirdi: “İşçi sınıfı her grev, direniş vb. mücadeleyi zaferle sonuçlandırmak zorunda değildir. Bütün mücadelelerini kazanacak olsa, bu tür küçük küçük mücadeleleri kazanarak amacına ulaşacaktır denebilir. Kapitalizm koşullarında işçiler mücadelelerinin büyük bir kısmını kaybedeceklerdir. Yani, bir grevde işten atılacaklar, grevi kaybedecekler, bir direnişleri ezilecek vs. İşçi sınıfının asıl kazanımı grev ya da direniş sırasında sınıf mücadelesi bilincine ulaşmak, devleti ve sistemi tanımak, sınıf kardeşleri ve halkla birleşmek ve dayanışmak, örgütlülüğün ve bu sistemin değişmesi gerektiğinin farkına varmak gibi deneyimlerdir. Bu konularda ne kadar kazanımı olduysa işçilerin o direniş ve grevde o kadar kazanımları olmuştur. Bu açıdan değerlendirirsek TEKEL işçileri çok şey kazanmışlardır. TEKEL işçileri bütün Türkiye işçi sınıfına çok şey öğretmiştir. Ayrıca, maddi olarak da kazanımları olmuştur. 4/C’yi AKP Hükümeti yürürlüğe sokamamıştır”
TKP: AKP’nin hesapları var
TKP Siyasi Büro Üyesi Kemal Okuyan, 1 Mayısların bir dönem boyunca devrimcilerin kendi varlıklarını kanıtlamak için bir araç haline geldiğini söyledi ancak bunun anlayışla karşılanması gerektiğini istedi. Okuyan, şu hususlara değindi: “12 Eylül’ün karanlığında, en küçük bir gösteriye dahi izin verilmeyen bir dönemde, ‘biz buradayız’ demek anlam taşıyordu. Ancak zaman içinde 1 Mayısların ülkede sınıf mücadelesini ilerletici, sermaye sınıfına hem tarihsel hem güncel bağlamda meydan okuyan bir içerik kazanması gerekirdi. Açık söylemek gerekirse Türkiye’de 1 Mayıslar bu açıdan eksiklidir. Mekan tartışmasına sıkışmış, sendikal rekabetin öne çıktığı ve emeğin somut taleplerinin geniş kitlelerle buluşmadığı gösterilerin bir yerden sonra anlamını yitireceği açık. İşsizliğin inanılmaz boyutlara ulaştığı, kamusal alanın tamamen tasfiye edildiği, bağımlılığın iyice pekiştiği bir ülkede, emekçi kitlelerin çok açık ve ileri hedeflerle hareket etmesi gerek. Bu 1 Mayıs, özelleştirmelere geride kalan ve önümüzdeki boyutlarıyla meydan okuyan bir eksene sahip olmalı örneğin. Eğitim, sağlık, ısınma, barınma, ulaşım, haberleşme gibi başlıklarda tavizsiz bir tavır alınmalı siyasal iktidara. Bunların anladığı dil kararlılıktır. Bunu yapmazsak, emek düşmanı bir hükümete “1978’den sonra Taksim’i 1 Mayıs’a açtık” böbürlenmesi için malzeme vermekten başka bir şeye yaramamış olur 1 Mayıs. Açıkçası bu yıl 1 Mayıs’ın AKP’nin kazanç hanesine yazılma olasılığı var ve bu olasılığı bertaraf edemiyorsak, vay halimize.”
TEKEL işçilerinin mücadelesine de değinen TKP Siyasi Büro Üyesi Kemal Okuyan, Tekel işçilerinin kendi başlarına yapabileceklerini yaptıklarını, şimdi bu direnişi çoğaltmak ve yaymak zamanı olduğunu belirtti. “Buna TEKEL direnişinin altında Ergenekon’un olduğunu ima edenleri sınıf hareketinin sınırları dışına çıkararak başlanabilir” diyen Okuyan, bugün sınıf hareketinin ister istemez AKP karşıtı olacağı yönünde görüşünü ortaya koyarak, şöyle devam etti: “Burada tereddüt edilirse TEKEL direnişi sönümlenir. Ama hâlâ “AKP’ye karşısınız, TSK’yi mi destekliyorsunuz”la uğraşmaktayız. Bu soru sahibini fazlasıyla ele veren bir sorudur. Türkiye devrimci hareketi kendi değerlerinden bu kadar kuşku duyar hale gelmemeliydi. Eğer sendikalar, ilerici-sol kesim AKP meselesini çözmüş olsaydı, TEKEL direnişinin toplumsal etkisi çok daha büyük olur, son derece kritik anlarda hesapsız-kitapsız, sönük eylemler yapılmazdı. Bugünkü örgütlü gücün de gerisinde, çok gerisinde işler yapıldı. Çadırların sökülmesi işin yalnızca bir boyutu. Ortada taktik ya da teknik hatalar yok. Niyet yok! Birçok çevrenin TEKEL direnişinden gündem değiştirdiği için rahatsız olduğunu biliyoruz.”
ESP: Sınıf mücadelesi Kürtlerin taleplerini içermeli
Ezilenlerin Sosyalist Partisi de (ESP), 2010 1 Mayısı’nın diğer yıllara göre daha ayırdedici bir anlama ve öneme sahip olduğu görüşünde. ESP tarafından gazetemize yapılan açıklamada şunlar dikkat çekildi: “1 Mayıs, yakın dönem bakımından elde edilmiş bazı kazanımlar üzerinden şekillenmiştir. Bu kazanım ve gelişmeler, özellikle Tekel direnişi ve 2010 Newroz’unda kendini gösterir. Tekel’le birlikte işçi sınıfının mücadele ve kazanma kararlılığında belirgin bir gelişme ve yayılma yaşanmış, sınıf hareketinde yeni bir dönemin kapıları açılmıştır. Newroz ise, kitlesel tutuklama ve DTP’ye dönük kapatma, milletvekillerini görevden alarak siyasi yasak uygulama politikalarına karşı milyonların direnişi ve siyasi kararlılığının ifadesi olmuştur. Newroz’dan önce askeri ve siyasi saldırıları yoğunlaştırarak Kürt halkının iradesini kırmaya heveslenen devletin hevesi kursağında kalmış ve istediğinin aksine daha güçlü bir kitlesel siyasal irade bulmuştur karşısında.”
Diğer yandan 1977, 1 Mayıs katliamının üzerinden 33 yıl ve Taksim meydanında yapılan en son 1 Mayıs kutlamasının üzerinden 32 yıl geçtikten sonra, aynı meydanda gerçekleştirilecek ilk mitingde bir araya gelindiğine işaret eden ESP, “Bu durum, tarihsel ve güncel olan politik taleplerimizin ve mücadelemizin, 2010 1 Mayıs’ında, Taksim meydanında buluşması, birleşmesi anlamına geliyor. Buna, 33 yıllık bir mücadele geleneğinin, bugünün politik mücadele gündemleriyle kesişmesi ve bütünleşmesi diyebiliriz” açıklamasını yaptı.
‘Taksim politik bir talepti’
1 Mayıs tartışmalarındaki Taksim konusuna da değinen ESP, şunları belirtti: “Taksim konusunun sorun ve taleplerden bağımsız gündeme geldiğini söyleyemeyiz. Çünkü Taksim başlıbaşına bir politik sorun ve talepti. Taksim’i talep etmek ve onun için mücadele etmek, devletin tarihinde ve bugünündeki kontrgerilla gerçeğiyle ve siyasi yasakçılığıyla yüzleşmek ve hesaplaşmak anlamını taşır. Taksim sadece bir yer değildir yani. Adalet ve özgürlük istemek, söz, eylem örgütlenme hakları için, bu hak mücadelesinin sembolü olan bir alan için politik irade sergilemek anlamına gelir Taksim ısrarı. Bügün bu ısrarın ne kadar yerinde olduğunu görüyoruz. Sonuçta haklarda ısrar ve gösterilen irade kazanmıştır. Taksim sorunu çözülmüştür ama elbetteki, siyasi yasaklar ve söz, eylem özgürlüğü önündeki engeller sorunu çözülmemiştir. Çünkü bu Taksim’le başlayan ve biten bir sorun değildir. Ama görmemiz gerekir ki, Taksim kazanımıyla bu soruna karşı mücadelede önemli bir adım atılmıştır. Taksim’i eyleme açma tavrı, özellikle AKP hükümetinin “demoktik açılım” demagojisinin bir parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Bu hiç inandırıcı değil. Çünkü bir tarafta demokrasi lutfeden AKP imajı, diğer tarafta da her gün demokrasiyi katleden AKP gerçeği var. Halklarımız imaja değil gerçeğe bakar. Bu nedenle en apolitik insanın gözünde bile, Taksim’i devletin vermediği, işçi, emekçi, devrimci, sosyalist ve Kürt yutseverlerinin 33 yıl boyunca dövüşerek kazandığı açıktır.”
Kürt emekçisiyle Türk emekçisini birleştirmek için izlenen yolların yeterli olup olmadığı üzerine sorumuza ESP, yeterli olmadığını ancak, TEKEL örneğinde görüldüğü gibi Türk ve Kürt emekçisinin ortak noktada bulaşabilecekleri ve ortak talepleri sunabilecekleri bir zeminin de olduğuna dikkat çekiyor.
ESP, devamında şu değerlendirmeyi yaptı: “Herşeyden önce, sınıf mücadelesi ve Kürt hareketinin kaderi birbirine bağlıdır. Emek mücadelesinin de özgürlük mücadelesinin de zafer kazanabilmesi için salt işbirliği, hareket birliği değil bir kader birliği çizgisinde ilerlemesi gerekir. Aslına bakılırsa sınıf mücadelesi, yapısı ve görevleri itibarıyle Kürt hareketinin özgürlük talep ve mücadelesini içermek zorundadır. Bir emekçi halkın özgürlüğü için mücadele ve bu mücadelenin desteklenmesi, sınıf hareketinin yapısal politik görevleri arasındadır. Bu nedenle sınıf için konuşan her politik özne, Kürt halkı için de söz ve eylem sarfetmek durumundadır. Kürt işçi ve emekçilerini bağrında toplayan Kürt hareketinin ise, kapsadığı bu kitlenin sınıfsal karakterine uygun bir ilişki kurmak durumundadır, sınıf hareketi ve gündemleriyle. Ulusal demokratik karakterli bir mücadelenin, sınıfsal bir güçle donanarak kendisini aşması ve öncelikli politik özgürlük taleplerinde başarıya ulaşması bakımından, kurulacak bu ilişki önemlidir. Bugün için, sınıf mücadelesi bakımından şovenizm engelinin aşılması, işçilerin birliğini sağlamak için de sınıfın kendi kimliğine ve görevlerine yabancılaşmaması için de öncelikli bir yerde durur. Devletin yaratıp körüklediği şovenizm, inceltilmiş biçimde, sosyal şovenizm olarak sınıf sendikaları ve sınıf mücadelesinin çeşitli sol bölükleri içinde de varlığını korumaktadır. Bu gerçekle hesaplaşma ve aşma görevi özellikle sosyalist hareket bakımından izlenecek yolu gösterir”
ALİ BARIŞ KURT / YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder