6 Mayıs 2010 Perşembe

Yurdakul Er'dir ama mide bulandırır!

Sol içi şiddet diyerek tabir ettiğimiz ve aslında bu tabiri kullanırken bile
üzüntü duyduğumuz durum; Türkiye'de maalesef dönem dönem görmezden gelinmeyecek düzeyde artabiliyor. Şiddet genellikle parti ve örgütlerin yayın organlarındaki makalelerden yola çıkarak vuku buluyor ve polemik yazılarının bir devamı gibi olağanlaştırılıyor.Geçmiş yıllarda bu tarz şiddet yoluyla gerek Türkiye solundan gerekse de Kürt hareketinden yaşamını kaybetmiş arkadaşlarımız bulunuyor. Tarafların acısını ve hassasiyetini bildiğimden ve ayrıca konunun güne ışık tutmayacak bütünlüğünden ötürü; değinmeden geçeceğim.


Bu yazıda değinmek istediğimse, yine polemik yazılarının şiddeti doğuran sonucu olarak BDP'li (DYG) ve TKP'li gençlerin son günlerde birbirlerine yönelik fiziki müdahalelerde bulunmaları.

Suçlu Yurdakul Er'dir

İlkin gündemi takip edemeyenler veya edip de doğru bilgilenemeyenler için, konunun başlangıç noktasına el atayım:

www.sol.org.tr sitesi, TKP'nin yayın organı görevini üstleniyor. Zaten Künye'si de bu disipline göre hazırlanmış. Yayınını takip edenler de, bunun bilincindeler. Bu sitede, yani soL Portal'da 25 Aralık 2009'da Yurdakul Er tarafından bir yazı yayımlandı. Yazının teması Hatip Dicle değil aslında; ancak her Kürt veya demokrat okuyucu için o yazıdaki kayda değer mısralar, sayın Dicle'ye yönelik 'faşist' yakıştırması yapılan mısralardır.

Ne dediğini bilmeyen Yurdakul Er'in ne dediğini hatırlayalım ki, çarpıtmış olmayalım:

"...Açıkça ilan ettiler. Diyarbakır’daki Demokratik Toplum Kongresi’nden (DTK) çıkan açıklama, bir tür atom bombasıdır Anadolu’nun orta yerine atılmış. DTK’nın “Özerk Kürdistan” taleplerinin falan hiçbir önemi yok, o çok zayıf bir taleptir, gelinen noktada pek etkisi de olmaz, asıl önemli olan, Kürt halkının yaşadığı Ortadoğu coğrafyasında bütün Kürtlere yönelik bir “ulusal konferans” daha doğrusu bir “ulusal kongre” çağrısıdır: Pankürdizm! Pantürkizmin başdüşmanı bizlere, demokrasi diye pankürdizm sokuşturacaklar ve buradan barış çıkacağını anlatacaklar. Herkesi kendileri gibi cahil mi sanıyor bunlar? Demek hainin Türk’ü veya Kürt’ü olmuyor. Bunların hepsi birbirine benziyor."

Aynen böyle buyuruyor Yurdakul Er ve henüz 'önceki gün' siyasallaşmış bir 'solcu' gencimiz kadar karekteristik algısı ile; asıp kesmekten, tanımamak ve tanışmamaktan, neden milliyetlerinin daha kıymetli olduklarına dair aptalca argümanlarından bilinen Türkçüler ile bunun tam zıttında olmazsa rahat edemeyen, her daim 'Kürtçü' olarak anılmaları için bir sebep olmadığından ve olmayacağından söz eden, enternasyonal bilinçle ama coğrafasındaki ezilen ulusun sorunlarına kayıtsız kalmayan Kürt hareketini bir tutuyor. Er, konu yaptığı kongrenin ne şartlarda, kaç Kürt siyasetçinin cezaevine alındığı dönemde yapıldığını bilse, sırf bu yüzden Türkçülerle Kürtleri bir tutacak kadar ileri gitmezdi. Bunu, duygusal sebeplerce bu 'ileriliği' göstermezdi mealinde söylemiyorum; şartların ve araçların oranına ve de burjuva sistemin 'tehdit' gördüğü tarafa bakabilseydi, düşmanlığa tahrikle kardeşliğe tahrik etmenin farkını çözebilseydi, hatta bu ayrımlara sınıfsallığı da adam akıllı ekleyebilseydi diyorum hani.. ufaktan kırpabilirdi egemen ulusalcılığını. Hainin Türkü veya Kürdü olmaz tabii; ancak komünistin sahtesi oluyor işte!

Kürtlerin kabullenmeyeceği hakaretler

Tam bir 'egemen Er' gibi, devlet gibi, Kürtleri 'tehdit unsuru' olarak görmekten bir an olsun vazgeçmeyen yazar, bir süre daha gevezeledikten sonra, Hatip Dicle'nin en büyük dostlarının Türk milliyetçileri olabileceğini öne sürüp, isim bile veriyor: Onur Öymen, Devlet Bahçeli. Sayın Dicle'nin 'dostlarını' sıralayan Er, 'düşmanlarını' unutur mu! Devlet kafalı Yurdakul Er, "Ama Hatip Dicle’nin en büyük düşmanı, hiç başka bir yerde aramasın, Türk ve Kürt devrimcileridir" diyerek, Türk ve Kürt devrimcilerinin saygısını esirgemediği Dicle'ye kabul edilemez tarzla saldırıyor. Öte yandan Dicle de aynı şekilde, devrimcilere yönelik saygısını ve dayanışmasını esirgemeyen bir siyasetçi olarak biliniyor. Bu bağı çok iyi bilen Yurdakul Er, 'derinden' saldırmayı hedeflese de, en azından bu taktiği doğrultusunda ciddiye alınmıyor ve Dicle'ye saygı, bir saygısızın 'tahlili' ile son bulmuyor.

Bir devrimcinin düşmanıyla her koşulda ve her araçla savaşması gerektiğini kabul edersek; ya Hatip Dicle'ye yönelik her türlü saldırıda Yurdakul Er'in ('devrimci') izini de aramak gerekecek, veyahut Yurdakul Er, kendi nitelemesiyle düşmanına, yazdıklarıyla saldırmaya son vermeyecek. "Halkımızı etnik ve dinci sınırlarla bölüp yok etmek istiyorlar" diyerek egemen-burjuva Türk devletinin argümanlarına aynı yazıda arka çıkan Yurdakul Er, böylece Kürt gençlerle TKP'li gençler arasındaki gerginliğin başı olarak görülmelidir, görülüyor da.

Ve Er'in sayesinde çatışma...

Önce 29 Nisan günü ODTÜ'de Demokratik Yurtsever Gençik (DYG) ve TKP'li Öğrenciler arasında, TKP Genel Başkanı Erkan Baş'ın katılacağı bir panel sırasında kavga çıktı ve yaralananlar oldu. Bu kavganın nedeni, tahmin edeceğiniz gibi Yurdakul Er'in sadece tahrik etmek için kaleme alınmış yazısıydı. Ve ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde DYG ile TKP'li Öğrenciler arasında, 3-4 Mayıs günlerinde yeniden bir gerginlik yaşandı. Bunu fırsat bilen çevik kuvvet polisleri, her demokratik eylem sırasında saldırdığı gençlerin 'kurtarıcısı'ymış gibi, okul içinde gövde gösterisi yaptı. Peki, ikinci olarak bunların sorumlusu kimdir? Yurdakul Er'den başka adres aramaya gerek yok.

Bu gerginlik ne kadar daha sürer, kestirmek mümkün; tarafların elinde. Zira ilk çatışmanın ardından BDP'li vekiller ve yöneticiler ile TKP'li yöneticiler olgunluk göstermiş; gerginliğin sona ermesi ve 1 Mayıs'a sıçramaması için, birlikte 1 Mayıs bildirileri dağıtmışlardı. Evet, bu olgunluğun gençliğe yansımaması üzücü. Öyle ya, hepsi masum ama elimizde bir adet ırkçı mevcut!

Okuyan: Yurdakul Er'in görüşleri parti görüşümüz olamaz

Yukarıda söz ettiğim yazıdaki tüm hakaretler çatışmak için geçerlidir ancak Kürtlerin değerlerine cepheden bağlı bir toplum olduğunu bildiği halde saldırganlaşan, egemen devletin biricik savunucusu Yurdakul Er; TKP'liler ile çatışmak için yeterli bir unsur değildir. TKP Siyasi Büro Üyesi Kemal Okuyan ise yeterli bir unsurdur; saldırı için değil, saldırının son bulması için. Şöyle ki, Kemal Okuyan, kendisiyle yaptığım bir söyleşide; 'Yurdakul Er'in yazdıklarının TKP'nin görüşü olmadığını ve olamayacağını, kişisel olarak da Yurdakul Er'e katılmadığını, kendisinin asla böyle bir benzetme yapmayacağını, Hatip Dicle'nin ise yüzünü en fazla sola dönen Kürt siyasetçilerden olduğunu' dillendirmişti.
Okuyan, 'daha özenli ifadeler' önermişti aynı zamanda ve 'soL Portal'ın partilerinin resmi organı olmadığını, TKP'li olmayan yazarların bulunduğunu' da, eklemişti. Kemal Okuyan'ı siyaseten ayrıştığım bir kişi olmasına rağmen; samimi ve sadece 'inandığı için savunan' bir kişilik olarak, yani samimi buluyorum. Umarım söyleşideki sözleri de her iki tarafca dikkate alınır.

Şahsen TKP'nin Kürt sorununa yeterli duyarlılığı göstermediğini, çoğu Kürt arkadaş gibi ben de düşünüyorum. Örneğin aynı röportajda tutuklu Kürt çocukların TKP'nin gündeminde olmadığını hatırlattığımda da, sayın Kemal Okuyan inkar etmemişti. Kendince haklı nedenleri vardı; benim asla haklamayacağım boyutta da olsa. Buna bağlı olarak TKP'nin ulusal soruna bakış açısı da, yine ezilen ulusun algılarından yalıtık bir politikada ilerliyor; kendilerinin gerekçelendirdiği savlarla. Haklı veya haksız kılalım; ancak tartışmaya, sadece tartışmaya devam edelim.

Çözüm önerileri

Gerginliğin sonunu kestirmenin mümkün olduğunu ifade etmiştim. Tarafların birbirlerine çözüme dair olanak tanıdıklarında, halledileceğini sanıyorum ve bunun üzerine ben de nacizane katkımı birkaç cümleyle sunmak istiyorum.
Ne DYG'li ne de TKP'li arkadaşların bu gelişmelerden memnun kaldığını düşünüyorum. Gerginlik, yazının başında kabaca dillendirdiğim o acı geçmişlere asla benzemesin diye; sona ermeli ve bu görevi de her iki taraf üstlenmelidir. Ancak yaşananların nedenselliğine döndüğümüzde TKP'nin yayın organındaki bir yazıya rastlıyorsak; kanaatimce ilk adım TKP'nin olmalıdır.

Ve önermeden 'kabul edilen' öneri

TKP'liler ricamı ne kadar dikkate alırlar bilmiyorum ama ben yine de aklımdan geçenleri ortaya koyayım... TKP'liler, Yurdakul Er'in yazısını yayın arşivlerinden ilga ederek veya Yurdakul Er'in yazılarına son vererek (ki bir Kürt siyasetçiyi 'düşman' olarak görmeye devam ediyor), ya da bu gelişmelere ilişkin TKP'nin Er'den ayrılan görüşlerini yüksek sesle ifade ederek, belki de Yurdakul Er'in özür dilemesini sağlayarak, eğer parti olarak Hatip Dicle ile bir sorunları bulunmuyorsa, (mutlaka fikren ayrışabilirler) bunu somutlamak adına tutuklu bulunan Hatip Dicle'ye mektup göndererek... 'Hiçbiri' ise, gerginliğin çözülmesini başaracak başka bir adımı atmalılar artık. (Tam da bu satırları yazarken soL Portal'dan, Yurdakul Er'in yazısıyla birlikte gerginliğe yol açabilecek bir yazıyı daha yayından kaldırdıklarına dair bilgi geldi. Böylece 'çözüm önerileri'm suya düşse de, önemli olan önerimin henüz önermeden yerine gelmiş olmasıydı. Memnun kaldım.)

Bu aşamadan sonra DYG'li arkadaşlar da değerlerine hakaret edildiğini ifade eden -ki aynen böyledir- tarafı temsil ettiğine göre; TKP'nin yayın organı tarafından atılan adımı dikkate almalı ve gerginlik tam anlamıyla son bulmalıdır. Görüştüğüm DYG'liler de zaten bu gelişmelerden memnun olmadıkları gibi; sona ermesininden de yanaydılar. Ancak "devlet her türlü gücüyle zaten saldırıyor, bari kendisine komünist diyenler yapmamalı" fikri de haklı olarak hakim olduğundan, TKP'nin uzlaşı için adım atmasıyla (ki attı) birlikte, Kürt arkadaşların olgunluk göstereceğinden eminim.

Not: Bazı yayın organlarımızda Yurdakul Er'in sözleri, TKP Genel Başkanı Erkan Baş tarafından dile getirilmiş gibi yansıtıldı, geçtiğimiz günlerde. Bu konudaki yanlışlığı düzeltmiş olalım; Baş'ın veya başkaca TKP yöneticilerinin bu yönde açıklaması-yazısı olmamıştır. Suçlu tektir, tekçidir!

Ali Barış Kurt - Emek Defteri
alibariskurt@yeniozgurpolitika.org

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder