ALİ BARIŞ KURT - ANF
Zonguldak'ta 30 maden işçisinin göçük altında kalmasına neden olan grizu patlamasına ilişkin tepkiler artıyor. İşçilerden 28'inin cesedine ulaşılırken, göçük altındaki 2 işçinin de hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Başbakan Erdoğan her ne kadar yaşanılanları 'kader' olarak nitelese de sendika, sivil toplum örgütü ve siyasi partiler; yaşanılan acı tabloda kapitalist sistemi ve devleti sorumlu görüyorlar.
Başbakan Erdoğan, olayla ilgili Zonguldak'a gittiğinde işçi aileleri ve üniversite öğrencileri tarafından protesto edilmesinin ardından bu tepkilere karşılık vermek yerine, şu açıklamayı yaptı: " Bu mesleğin kaderinde bu var." Erdoğan, önlem almamaktan ve denetimsizlikten söz etmek yerine, işi 'kader'e bağladı ve Erdoğan'ın bu tavrı tepkileri de artırdı.
LİDER TÜRKİYE!
Türkiye, yaşanan olumsuz birçok konuda dünyada liderliği kaptırmıyor. 'İş kazaları'nda da Türkiye, resmi verilere göre Avrupa birincisi ve dünya yedincisi olarak görülüyor.
Türkiye tarihinde grizu patllamaları önemsiz bulunamayacak kadar yoğun yaşanıyor. Bu patlamaların son örneklerine geçtiğimiz aylarda Bursa ve Balıkesir'de şahit olmuştuk.
10 Aralık 2009'da Bursa'da Bükköy Maden İşletmesi'ne ait kömür ocağında bir patlama meydana gelmiş ve 19 işçi, uzmanların raporlarına göre "yetersiz önlemler ve aşırı kar hırsı" nedeniyle hayatlarını kaybetmişlerdi.
2 ay sonrasında ise, 23 Şubat 2010 tarihinde Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'de, yine bir grizu patlaması ortaya çıktı ve 13 maden işçisi de, aynı ihmaller sonucunda burada yaşamını yitirmişti.
En son örneğini de, geçtiğimiz günlerde, 17 Mayıs'ta Zonguldak'ta yaşadık ve edinilen son bilgilere göre burada göçük altında kalan işçilerin 28'inin cesedine ulaşıldı.
Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve sol partiler, maden ocaklarında yaşanan patlamaların 'iş kazası' olarak görülemeyeceğini; iş cinayeti olarak ele alınmasını savunuyorlar.
DİSK: Toplumun geleceği sağlıksız!
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Zonguldak'ta yaşanan patlamayla ilgili yazılı açıklamada bulundu. Görgün açıklamasında, şu soruları yöneltti: "Yıllardır bu konularda çalışma yapan, sorunlara dikkat çeken sendikalar meslek odaları ve birliklerinin uyarılarını dikkate almayan hükümet şimdi ne yapacaktır çok merak ediyoruz? Yoksa kalkınmak, gelişmek için gerekli birikimin yaratılması yolunda gözardı edilebilecek kanlar mıdır bunlar? Üretim zayiatı olarak mı görülecekler? Kanla, ölümle, hastalıklarla, sakat kalmalarla “kalkınan” bir toplumun geleceği sağlıklı olabilir, üretken özelliği kalabilir mi?" 80‘li yılların başından itibaren uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaşma, rodövans gibi uygulamaların yanlışlığına dikkat çeken Görgün, bu uygulamaların kamu madenciliğini küçülttüğünü, kamu kurum ve kuruluşlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikimini dağıttığını kaydetti. "Yoğun birikim ve deneyime sahip olan kurum ve kuruluşlar yerine üretimin, teknik ve alt yapı olarak yetersiz, deneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılması iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin hızla terkedilmesine neden olmuştur" tespitinde bulunan Görgün, "Buna bir de kamusal denetimin ve yaptırımın yetersizliği de eklenince facialar birbiri ardı sıra gelmeye başlamıştır" ifadelerini kullandı. Taşeronlaşmayla birlikte, sendikal örgütlenmenin kapsamının daraltıldığını, sendikal denetimlerin alanı da böylece sınırlandırıldığını savunan DİSK Genel Sekreteri, bu tür gelişmelerde sorumluların yargı önüne çıkarılmamasının, önlemler bazında da bilinçli tedbirsizliklere yol açtığını vurguladı. Taşeron firmaların ne tür sözleşmeler yaptığının da açığa çıkartılmasını isteyen Görgün, daha spesifik olarak üretimde yer alan taşeron firmaların faaliyetlerinin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine dönük uygulamalarının ne düzeyde olduğu ve TTK’daki mevcut uygulamalara uygun davranıp davranmadığına ilişkin ne tür önlemlerin belirlendiğinin de açığa çıkartılması gerektiğine dikkat çekti. Görgün son olarak, "Taşeron üretiminin kan, ölüm ve gözyaşı olduğu bir kez daha görülmüştür. Kamu maden ocaklarında taşeron uygulamalarına derhal son verilmeli ve taşeron olarak çalışan işçiler kadroya alınarak TTK işçilerinin sahip olduğu haklara kavuşturulmalıdırlar" dedi.
İTO: Bize kulak verin
Grizu patlamasına ilişkin yazılı açıklamada bulunan İstanbul Tabip Odası da (İTO), taşeronlaşmayı işaret etti. Taşeronlaşmayla birlikte gelen ilkel-güvenliksiz çalışma koşullarının işçilerin yaşamını almaya devam ettiğinin kaydedildiği açıklamada, Türkiye'yi taşeron cennetine çevirenlerin de taşeronlaşmanın bedelini işçilere ve emekçilere yaşamlarıyla ödetmesine daha fazla seyirci kalınmaması gerektiği ifade edildi ve eklendi:“ TTB ve İstanbul Tabip Odası, bu faciaların altında yatan esas nedenin, taşeron firmaların maliyetlerini azaltmak için işçi sağlığı ve iş güvenliği mezuatının gereklerini yerine getirmemeleri olduğunu söylüyor. Bu uzman sese kulak verilmelidir.”
KESK: Kaza değil
KESK Genel Başkan Sami Evren de konuya dair yaptığı değerlendirmede, patlamanın bir kaza olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını söyledi ve “Kimse maden kazalarını, iş kazalarını kader gibi göstermemelidir. Maden kazalarının yoğun olarak yaşandığı ülkelere baktığımızda bu ülkelerde demokratik standartların, çalışma standartlarının düşük olduğunu, görüyoruz” diye belirtti. Özelleştirme ve taşeronlaştırmaya dikkat çeken KESK Genel Başkanı, şunları bildirdi: “İş güvenliği ve iş kazaları konusunda çağdaş standartları hayata geçirmek gerekmektedir. Hiçbir siyasi iktidar insan hayatını sermayenin kâr hırsına kurban etme hakkına sahip değildir."
Genel-İş: Sorumlu, göz yuman hükümettir
DİSK'e bağlı Genel Hizmetler İşçileri Sendikası da (Genel-İş), olaydan hükümet sorumlu tuttu. “Maden patlamalarının sorumlusu kölelik düzeninin iktidarı hükümettir" açıklamasında bulunan Genel-İş, işçi sınıfının yalnızca Zonguldak’ta verdiği ölü sayısının 3500’ün üzerinde olduğunu hatırlattı. Yaşanan tüm iş kazalarını tetikleyen başlıca faktörün özelleştirme ve taşeronlaştırma olarak ele alındığı açıklamada, "Gözleri kar hırsı bürümüş sermayedarlar, çalışanları insanca çalışma koşullarından yoksun bırakabiliyorlar, işçi sağlığı ve iş güvenliği politikalarını hiçe sayabiliyorlar" denildi. Açıklama, şu sözlerle devam etti: "Burada görünen o ki tedbirsizlik, ihmal, denetimsizlik, göz yumma; sendikalaşmaya ve kurallı çalışmaya izin vermeme, taşeron firmalar aracılığıyla sağlanmaktadır. İşte bu nedenle önlem alınmayan, insana yatırım yapılmayan işyerlerinin faaliyetlerine izin verildiği, işçi sağlığı ve güvenliği konusunda mevzuatın piyasanın acımasız koşullarına terk edildiği, uzmanların, sendikaların ve meslek örgütlerinin etkisizleştirdiği müddetçe, yaşadığımız bu 'cinayetlerin' sorumlusu sadece işletmeler değil bunlara göz yuman Hükümet olacaktır."
Tüzel: Sermayenin bekçisi AKP ikiyüzlüdür
EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel de, konunun uzmanları ve işçi savunucuları gibi, sorumlu olarak özelleştirme ve taşeronlaştırma sistemini işaret etti. Yaptığı yazılı açıklama ile, "Ekmek parası peşinde yerin metrelerce altında 800 liraya, kuralsız örgütsüz çalışmayla hayatlarını ölüme yatıran binlerce işçinin karşısına başka seçenek koyulmamaktadır. Bu koşulları reva görenlerin denetim vb. laflar ederek "ihmal aramaları" tam bir iki yüzlülüktür" diyen Tüzel, şöyle devam etti: "Maden sahasının en dibine taşeron işçilerini göndermek; buraları MMO'nın hep söylediği gibi müteahhid firmalara vererek maden çıkarma işini güvenliksiz hale getirmek, yandaşlarına rant alanı açan AKP hükümetinin ve bekçilik yaptığı sermaye düzeninin sorumluluğundadır. Böyle olduğu için Başbakan emekçi aileleri tarafından protesto edilmiştir. Ama Başbakan bildiğini okumuş, suçlarını örtmek için /"madenciliğin kaderinde bu var"/ diyerek kuralsızlığı, sömürüyü, rantı ve ölümleri doğal göstermeye çalışmıştır." Tüzel, bütün işçileri iş cinayetlerinden hesap sormak için, genel grev-genel direnişin örgütlenmesine çağırdı.
ÖDP: AKP hükümeti istifa etsin
ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Zonguldak'ta meydana gelen grizu patlaması ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, AKP Hükümetini istifaya çağırdı. "Ülkemizi bir işçi mezarlığına çevirdiler. Dün Bursa Kemalpaşa, Balıkesir Dursunbey, bugün Zonguldak. Bu ölümler sükunetle karşılanamaz, üzüntü mesajlarıyla geçiştirilemez. Bu ölümlerin hesabı sorulmalıdır" diyen Taş, şu açıklamayı yaptı: "Bu ölümler ne kaderdir, ne de kazadır. Bu ölümler cinayettir. Ölümlerin nedeni daha fazla kar etme anlayışına, sömürme hırsına dayalı piyasacı düzendir. Bu ölümlerin sorumluları Zonguldak‘ı kaçak ocaklar, taşeron şirketler başkenti haline getirenlerdir. İş güvenliğinden yoksun, denetimsiz, taşeron usulü çalışma koşullarını uygulayanlardır. Bu ölümlerin sorumlusu bu çalışma koşullarına izin veren, güvencesiz ve esnek çalışmayı yaygınlaştırarak bütün alanlarda işçileri ölümle, işsizlikle, açlıkla yüz yüze bırakan, devleti bir şirket mantığıyla yöneten AKP Hükümeti‘dir." Taş, devamında şu benzetmede bulundu: "Görünen odur ki, 'Güçlü olan ayakta kalır, paran kadar yaşarsın, altta kalanın canı çıksın' anlayışına dayalı piyasa düzeni, AKP eliyle aynı zamanda 'Allah Kurtarsın' düzenine dönüşmüştür." Taş'ın sözleri, şöyle son buldu: "Özelleştirilen madenler yeniden kamulaştırılmalıdır. Ölümlerin önlenebilmesi için bilimsel ve teknik yatırımların yanı sıra örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması, çalışma yaşamıyla birlikte çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamlarının da iyileştirilmesi zorunludur. Ayrıca işçi sağlığı ve iş güvenliği yatırımları teşvik edilerek desteklenmelidir. Ne bu yoksulluk, işsizlik düzeni, özelleştirmeci, taşeroncu düzen; ne de onun bugünkü uygulayıcısı AKP kaderimiz değildir. Ne bu düzene, ne de onun partisi AKP‘ye mahkum değiliz. Bu düzeni ve "Allah Kurtarsın Partisi-AKP"yi Allah‘a havale etmeyeceğiz."
ANF NEWS AGENCY
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder